Yahudiler, geçen yüzyılın başından itibaren siyaset üzerinde etkili olarak Türkiye’yi milliyetçileştirip İslam dünyasından koparma, laikleştirip Filistin’le manevi bağını kesme projesini yürütüyorlar. Bu projenin hedefi, 1948’e kadar, siyonist bir devlet kurmayı kolaylaştırmaktı; o günden bu yana ise siyonist devleti yaşatmak ve bölgesel bir güç haline getirmektir.
Ahmet Yılmaz / Analiz
II. Meşrutiyeti ilan eden İttihatçılar, Yahudilerce destekleniyordu. “İrtica”ya karşı tedbir gerekçesiyle askeri bürokrasiyi siyasi kurumlara yerleştiren Harekat Ordusu’nun yarısından çoğu Yahudiydi. Sultan II. Abdülhamid'e Nisan 1909'da Hal'ini bildiren üç kişiden biri İttihatçıların güçlü ismi Yahudi Emanuel Karasu idi. Milliyetçiliği sistemleştiren Ziya Gökalp’i, Moiz Kohen adlı Yahudi yetiştirdi. Lozan’dan laik bir Cumhuriyet çıkaran ekibin danışmanı Haham Haim Naum’du. 28 Şubat’ın komutanlarından Çetin Doğan, Yahudi dünürüdür. Bugün Türkiye’nin 28 Şubat felsefesinden uzaklaşmasını engellemeye çalışan dış ekibin başında da Çetin Doğan’ın Yahudi damadı Dani Rodrik vardır.
Türkiye’de Yahudilerin etkili bir güç haline gelmeleri, ta 14. yüzyıla kadar gitse de devleti yönlendiren ana güçler arasında yer almaları 23 Temmuz 1908 İttihat ve Terakki ihtilali ile olmuştur.
Bu ihtilal ile aralarında çok sayıda masonun bulunduğu askeri bürokrasi, devleti ele geçirmiş ve laiklik projesinin temelleri atılmıştır. Üzerinde yüz iki yıl geçen 1908 İhtilali, modern Türkiye’nin bir bakıma başlangıcı kabul edilir. Kemalizmin önemli ideologlarından Tarık Zafer Tunaya, “İslamcılık Akımı” kitabının girişinde Cumhuriyet döneminin 1908 ihtilali sonrasından çok şeyi devraldığını ifade eder ve Cumhuriyet yıllarındaki vakaların köklerini o yıllarda arar.
Biz de bu yazıda Yahudilerin Türkiye siyaseti üzerindeki ağır etkisini o yıllarda bulup günümüze kadar işleyeceğiz. Yahudilerin Türkiye siyaseti üzerindeki etkisi üç ayaklıdır: 1.Yahudi kimliği taşıyanların doğrudan etkisi
2. Sabataistlerin (gizli Yahudilerin) etkisi
3. Yahudi dostlarının (masonların) etkisi.
Bu makalede sadece, Yahudi kimliği taşıyanların doğrudan etkisi işlenecektir. Diğer kısımlar çok daha geniş bir araştırmayı gerektirmektedir.
Batı Avrupa ve Endülüs’ten geldiler saraya yerleştiler
Miladi 1100’den itibaren Endülüs’te Müslüman hakimiyetinin zayıflaması ve bağnaz Hıristiyanların yeniden Endülüs’e hakim olmasıyla başta Endülüs (İspanya) olmak üzere Batı Avrupa’daki Yahudiler, Doğu Avrupa’ya akın ettiler. Bunların bir kısmı Rumeli’ye yerleşti. Osmanlılar, 14. yüzyılda Rumeli’ye açıldıklarında Yahudilerle karşılaştılar.
Yahudiler, bütün toplumlarda insanı ayrıcalıklı kılan “bilgi” hazinelerine sahip olarak daha önce Selahaddin-i Eyyübi dahil pek çok sultanın sarayına girdikleri gibi Osmanlı sarayına da girdiler. Fatih’in babası Sultan Murat’ın başhekimi İshak Paşa da Fatih’in başhekimi Yakup Efendi de Yahudiydi.
Fatih’in oğlu II. Bayezid döneminde Josep Hamon adlı Yahudi hekim, aynı zamanda sarayın danışmanıydı. Bu hekim danışman, 16. yüzyılda kıyıma uğrayan Endülüs Yahudilerinin Osmanlı’ya kabul edilmelerinde ve başta Selanik olmak üzere Bursa, İzmir Gelibolu, Amasya gibi Osmanlı şehirlerine yerleştirilmelerinde etkili oldu.
Bu arada 17. yüzyılda Sabetay Sevi diye bir adam ortaya çıktı. Bu adam, Sabataizm denen Yahudi münafıklığını geliştirdi. Sabataistler, Yahudilikte yasak olan başka dinler içinde kendini saklama kuralını ihlal ederek kendilerini Müslüman gibi tanıttılar, çocuklarına Müslüman ismi koydular ve dindaşlarının tepkisini göze alarak Osmanlı sistemi içine yerleştiler. Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülen ünlü gazeteci Abdi İpekçi, İsmail Cem ve Hüseyin Üzmez tarafından yaralanan ve Türkiye basınının en güçlü eski isimlerinden kabul edilen Mehmet Emin Yalman sebataist ailelere mensuptular.
Tanzimat döneminde güçlendiler
Tanzimat Fermanı, bütün gayrimüslim azınlıklar gibi Yahudileri de güçlendirdi. Aynı dönemde İngiltere’nin de dünya siyasetinde altın çağını yaşaması Yahudilerin gücüne güç kattı.
Bu arada Yahudiler, Theodor Herzl öncülüğünde siyonizmi geliştirdiler ve Filistin’e yerleşmek için uluslar arası kulis çalışmalarına başladılar. Herzl, Sultan II. Abdülhamit’e de başvurdu. Sultan Abdülhamit, Filistin’deki Yahudi topluluğun bir topluma dönüştürülmesine karşı çıktı. Ama Filistin’e Yahudi göçünü de engelleyemedi. Hatta Sultanın fermanına rağmen, Filistin’e turist olarak giden Yahudiler bile oradan dönmedi.
israil’in kuruluşuna en büyük katkı Filistin’e Yahudi göçünü kolaylaştırmaktı. II. Abdülhamid döneminde bu göç durmadı. Haydarpaşa tren garı Yahudi göçünün ana noktası haline geldi. Yahudilerin Osmanlı içinde güçlenmesinden rahatsız olan Rum çeteler, başta Haydarpaşa olmak üzere İstanbul’un her noktasında Yahudilere saldırdı. Bunun üzerine Osmanlı, gerek kendi halkından gerek göçmen Yahudiler için muhafız tuttu. Yahudiler, II. Abdülhamit dönemine denk gelen bu hizmete teşekkür için, 1895’te Haydarpaşa’da inşa ettikleri havraya “Hemdat israil” adını koydu.
Sultan Abdülhamid’i tahttan indirdiler
Yahudiler, II. Abdülhamid’in siyasetinden memnun kalmadılar; onun baş düşmanı ve liderlerinin önemli bir kısmı mason olan İttihatçıları desteklediler.
Nihayetinde Yahudi desteğindeki İttihatçılar, 23 Temmuz 1908’de II. Abdülhamit’e karşı II. Meşrutiyet İhtilali’ni gerçekleştirdi.
O günden sonra Yahudiler, İttihatçıların eliyle devlet üzerindeki en etkili gruplardan biri haline geldi. Artık, iktidar sayılabilirlerdi.
Yahudilerin desteğindeki İttihatçılar, başta medreseler olmak üzere İslamî kurumlara karşı gizli projelere girişti. Hedefleri Yahudilerin de isteği olan laiklikti. Bu durum, başta medreseler olmak üzere İslamî çevrelerin tepkisini çekti ve 13 Nisan 1909’da, 31 Mart Vakası denen ayaklanma patlak verdi.
Volkan dergisinin sahibi Derviş Vahdeti’nin öncülük ettiği ayaklanma, 24 Nisan 1909’da Harekat Ordusu tarafından bastırıldı. Ayaklanma ile ilgisi olsun olmasın pek çok alim asıldı. Aralarında Üstad Bediüzzaman’ın da bulunduğu pek çok âlim de hapsedildi.
Harekat Ordusu, 31 Mart Vakası’nı çıkaranlara “irticacı” demişti, kendisini ise hürriyetçi olarak tanıtıyordu. Böylece Türkiye’de ilk kez somut bir şekilde dindar kesimle Batıcı kesim arasında bir çatışma vuku buluyordu. O çatışmada mensupları arasında Mustafa Kemal’in de bulunduğu Harekat Ordusu “İslamî istekleri irtica diye fişleyerek bastıran güç” olarak tarihe geçti.
Bu ordu kimlerden mi oluşuyordu? Yahudilerle dostluğu pekiştirmek için kurulan 500. Yıl Vakfı’nın Koordinatörü Harry Ojalvo’nun 2003’te Aksiyon dergisine verdiği bir demece göre Harekat Ordusu’nun yüzde altmışı Yahudiydi. Yanlış duymadınız yüzde altmış…

Harekat Ordusu, 27 Nisan’da II. Abdülhamit’i tahtından ederek İttihatçıları ülkenin tek eli yapan sürecin önünü açtı. Sultan II. Abdülhamid'e Nisan 1909'da Hal'ini (tahttan indirilmesini) padişaha bildiren üç kişiden biri İttihatçıların güçlü ismi Yahudi Emanuel Karasu idi. Böylece Yahudiler, iktidar katındaki yerlerini daha da güçlendirdi.
Milliyetçiliği güçlendirdiler
Yahudiler, 1908–1909 İhtilali’nden sonra kendilerini Osmanlı’nın zihni yapısını şekillendirmeye adadı. Bu çalışmanın bir ana gayesi vardı:

Türkleri, milliyetçileştirerek İslam dünyasından koparmak, böylece ümmeti parçalayarak zayıflatmak ve israil’in kuruluşunu kolaylaştırmak. Moiz Kohen adlı Selanik Yahudisi Münis Tekinalp takma adıyla Osmanlı’nın fikri yapısına şekil vermeye çalıştı. Kohen, Mustafa Kemal’in “fikir babam” dediği Ziya Gökalp’i yetiştirerek Türk ulusalcılığını güçlü ve örgütlü bir akım hâline getirdi. Bu akım, Kurtuluş Savaşı sırasında bütün ana noktaları elinde tuttu; savaştan sonra Kürtleri dışlayan bir yapı oluşturarak Türkiye’yi bugüne kadar uğraştıran sorunun temellerini attı.
Kurtuluş Savaşı’nın ardından başlayan Lozan görüşmelerinin bir gizli katılımcısı vardı: Haham Haim Naum Efendi… Görüşmelerin tıkandığı noktada İsmet İnönü’nün danışmanı olarak araya giren Haham Haim Naum, Lozan’ı kuruluş anlaşması olarak kabul ettirdi ve Ankara hükümetine 38-44 aralığındaki maddeleri harfiyen uygulama yükümlülüğü yükledi.
Azınlıkları ayrıcalıklı bir konuma çıkaran bu maddeler, Türkiye’nin laik olmasını zorunlu kılıyordu. Böylece Yahudiler, Türkiye’de laiklik projesinin uluslar arası bir nitelik almasında doğrudan etkili oldu. Türkiye’yi bugüne kadar kaosa sürükleyen fitne ateşinin yakıcı rolünü üstlendi.
1930’lu yıllarda Hitler Almanya’sından kaçan pek çok Yahudi akademisyeni, Türkiye’ye sığındı. Mustafa Kemal ve arkadaşları onları üniversitelere yerleştirerek Yahudilerin Türkiye’nin zihni yapısı üzerindeki etkisine resmiyet kazandırdı.
1942’de İsmet İnönü Türkiye’si, ‘Varlık Vergisi’ diye bir haraç türü çıkardı. Cimri Yahudileri canından bezdiren bu vergi, Yahudi düşmanlığına yorumlandı. Oysa Yahudilerin bu vergiye tabi tutulmalarının amacı onları Filistin’e göç ettirmekmiş. siyonizme soğuk bakan Türkiye Yahudileri, Filistin’e göç etmek istemiyordu. Bu vergiden sonra durum değişti. Ayrıca Türkiye, Filistin’e göçü kolaylaştırmak için oraya gidenlere çifte vatandaşlık hakkı tanıdı. Sonuç ne mi oldu? İşte tablo…
20.yüzyılın başında Osmanlı’da 150 bin Yahudi vardı, bu sayı 1927 sayımına göre 82 bine, 1935’te 78 bine düştü. Bugün Türkiye’de en çok yirmi bin Yahudi var. Çoğu Filistin’e göçtü, orada kurucu unsur oldu.
İsmet İnönü, 1948’de şöyle diyordu: “Yeni doğan israil devletiyle siyasi münasebetler açılmıştır. Bu devletin Yakın Doğu’da bir barış ve istikrar unsuru olacağı umulur.”
Ondan sonraki Cumhurbaşkanı Celal Bayar ise 1 Kasım 1950’de artık israil’le ticari antlaşmalardan söz ediyordu. Türkiye’nin israil’le ticareti, Celal Bayar-Menderes ikilisinin iktidarda olduğu 1951’de 9; 52’de 13, 53’te ise tam 65 milyon Türk lirasına ulaştı.
Türkiye, önemli bir kısmı silaha dayanan bu ticaretle gittikçe israil’e bağımlı hâle geldi. Amerika’yla ilişkilerde bu süreçte Yahudi lobisinin tekeline girdi. Yahudi lobisi 28 Şubat sürecinde Türkiye’yi adeta esir aldı.
28 Şubat, Kemalistler tarafından Harekât Ordusu’na benzetilirdi. Herkes, bunu sadece rol benzerliğine dayandırıyordu. Meğer dahası da varmış. O süreçte dindarları tespit ve devletin güçlerini onları karşı harekete geçirmeyi planlamakla görevli bir ana kurum vardı: Batı Çalışma Grubu.

Grubun başında bildik bir adam vardı: Balyoz davasıyla ünlenen Çetin Doğan. Balyozcu general, Yahudilerle içli dışlıymış hem de soyunun Yahudiler üzerinden sürmesine karar verecek kadar içli dışlı. ABD’den gelen bir adli tıp raporuyla tahliye edilen generalin kızı Pınar Doğan, yahudi Profesör Dani Vitali Rodrik’le evli. Oğlu Barış ise Yahudi şirket yöneticisi Gülden Mesara ile.
Sanırım, 28 Şubat’taki uygulamaların kimin Türkiye siyaseti üzerindeki etkisinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Nitekim o günlerde gazeteci Mehmet Barlas “Erbakan, israil’le ilgili politikasını değiştirseydi yerinden olmazdı” diyordu.
Kayınbabasının adamı
Ve bugün… Türkiye, kendisini 1908 İttihat ve Terakki ihtilaliyle ve Harekat Ordusu’yla başlayan askeri vesayetten, irtica söyleminden; 28 Şubat’la teslimiyete dönüşen israil dostluğundan bir miktar kurtarmaya çalışıyor. Tam bu sırada devreye bir daha Yahudiler giriyor.
Dani Rodrik… Çetin Doğan’ın damadı. Bir süredir Amerika ve Avrupa’da Ak Parti aleyhindeki politikayı organize etmekle meşgul. Rodrik, Türkiye’de laikliğin asker güvencesinden yoksun kalarak tehlikeye düştüğünü ve Erdoğan’ın ümmet yaklaşımıyla Türkiye’nin eksenini kaydırıp İslam dünyasını yaklaştırdığını anlatıyor; yahudilerin yönetim veya desteğindeki ünlü Batı gazetelerine artarda makaleler yazarak, Washington’daki Ergenekon lobisini derin güçlere ulaştırarak Batılı güçleri Türkiye siyasetine müdahale için harekete geçirmeye çalışıyor. Hedef, iktidar değişikliği…
israil’in de yoğun desteğini alan bu çalışma, Türkiye siyasetini yeniden dizayn eder mi, zamanla anlaşılır.
-------------
Kaynak:
1. Porf. Stanfor Show, “Osmanlı İmparatorluğunda Yahudi Milleti” adlı makale, Osmanlı Ansiklopedisi, Yeni Türkiye Yayınları
2. Prof. Aryeh Shmuelevitz, Telaviv Üniversitesi, Osmanlı Ansiklopedisi, Yeni Türkiye Yayınları
3. Prof. Hikmet Tanyu, Tarih Boyunca Türkler ve Yahudiler
4. Türk-Arap Münasebetleri, IRCIA Yayını







